|
Ata Sözleri...!
Abanın kadri
yağmurda bilinir.
Her şeyin bir değeri vardır. Bir şeyin gerçek değeri (kadri) ise, ona
gerçekten ihtiyaç duyulduğu zaman ortaya çıkar.
Abdala “kar yağıyor” demişler, “titremeye hazırım” demiş.
Yoksulluk ve sıkıntı içinde yaşayıp eziyet çekmekte olan kimseler,
karşılaşacakları zor şartlardan endişe duymazlar. Çünkü onlar bu şekilde
yaşamaya alışıktırlar.
Abdal ata binince bey oldum sanır, şalgam aşa girince yağ oldum sanır.
Kimi görgüsüz ve eğitimsiz kimseler bir rastlantı sonucu lâyık
olmadıkları önemli bir işin başına geçseler ya da bir mevki elde
etseler, aptalca davranmaya, o yerin adamı gibi görünmeye ve
böbürlenmeye başlarlar. Dahası, bunun kendi hakları olduğunu da ileri
sürerler.
Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz.
Kimi insanlar yaptıkları işten zevk duyarlar ve onu bırakmak istemezler;
bu işi sürekli olarak, tekrar tekrar yapmaktan da hiç bıkkınlık
duymazlar.
Abdalın dostluğu köy görünceye kadar.
Çıkarı için yakınlık gösterip dostluk kuran kimse, beklediği yararı elde
ettikten, işini yürütecek başka yollar bulduktan sonra sizinle olan
ilişkisini keser.
Abdal (derviş) tekkede, hacı Mekke`de bulunur.
Hemen herkesin ilgi duyduğu bir alanı, kendine özgü bir işi vardır. İlgi
duyduğu alan ya da iş neredeyse kişi de orada bulunur.
Acele bir ağaçtır, meyvesi pişmanlık.
Telâşla, sabırsızca ve ivedilikle yapılan işler genellikle kötü sonuçlar
doğurur; kişiyi pişmanlığın içine iter.
Acele ile menzil alınmaz.
Telâşlanıp ivmekle, sabırsız davranmakla daha çabuk sonuç alacağımız,
başarı kazanacağımız sanılmamalıdır. Bilinmelidir ki her işin bir süresi
vardır.
Acele işe şeytan karışır.
Düşünüp taşınmadan, çabuk davranılarak yapılan işten iyi sonuç
beklenmemelidir; o iş ya yanlış ya da bozuk olur.
Acemi katır kapı önünde yük indirir.
Bir işin yabancısı olan, bir işe alışmamış, beceriksiz ya da anlayışsız
kişi, kendisinden beklenen işi eksik yapar ve istenildiği gibi yerine
getiremez; daha başlangıç anında veya en önemli yerinde işi bırakıverir.
Acıkan doymam (sanır), susayan kanmam sanır.
Uzun süre bir şeyin yokluğunu çekip ona ihtiyaç duyan kimse, o şeyden ne
kadar çok elde ederse etsin tatmin olmaz; kendisine yetmeyeceği duygusu
içinde bulunur.
Acıkmış kudurmuştan beterdir.
Bir şeyden uzun süre yoksun kalan kimse, onu gördüğü anda ele geçirmek
ister; kendinden geçercesine ona saldırır, sanki kudurmuş gibidir, gözü
hiçbir şeyi görmez, tek düşündüğü uzun süre yokluğunu çektiği o
nesnedir.
Acındırırsan arsız olur, acıktırırsan hırsız olur.
Bir kimsenin acınmasına yol açar, başkalarını ona merhamete
getirirseniz, o kimse yerli yersiz yardım dilemeye başlar ve gittikçe
arsızlaşır; bunun yanında kimilerinin hakkını kısar, emeklerinin
karşılığını vermez ve onları aç-yoksul bırakırsanız, onlar da hırsızlık
yapmaya başlarlar.
Acı patlıcanı kırağı çalmaz.
Kötü durumda olan bir kimseyi, ortaya çıkacak yeni kötü durumlar
etkilemez; pek çok zorluğa katlanabilir; çünkü o, böylesi kötü durumlara
alışmıştır. Ayrıca, işe yaramayacak hâle gelmiş kimseler de, tutar bir
yanları olmadığı için felâketlerden çekinmezler.
Acı (kötü) söz insanı (adamı) dininden (çıkarır), tatlı söz (dil) yılanı
deliğinden (ininden) çıkarır.
Onur kırıcı, sert, kötü sözler insanı öfkelendirir; sabrını taşırır,
çileden çıkarır, hoş olmayan davranışlara sürükler. Bunun aksine
yumuşak, tatlı, hoş sözler de öfkeli, geçimsiz, saldırgan insanları
yatıştırabilir; zarar vermelerinin önüne geçip onları doğru yola
sokabilir.
Aç aman bilmez, çocuk zaman bilmez.
Aç, yemek yeme ihtiyacı olan, yemesi gereken kimsedir. Bu insanın
düşüncesi de karnını doyurmaktır. Onun bu isteği kimi özürlerle
giderilip geçiştirilemez, böyle yapılmak istenirse kimi anlamsız ve
aşırı davranışlara kaymasına neden olunur. Çocuklar da bir şey istediler
mi hemen onun yerine getirilmesini isterler, beklemek nedir bilmezler.
Aç (arık) at yol almaz, aç (arık) it av almaz.
İş gördürülen kimselerden verim umuluyorsa onlar aç, yoksul ve zaruret
içinde bırakılmamalı, her yönden tatmin edilmelidirler.
Aç ayı oynamaz.
Kendisinden iş beklenilen kimseden emeğinin karşılığı esirgenmemelidir;
insan ya da hayvan olsun, çalışan mutlaka doyurulmalıdır.
Aç bırakma hırsız edersin, çok söyleme arsız (yüzsüz) edersin.
Yönetiminde bulunan, gözetiminde olan kimseleri maddî ve manevî yönden
tatmin etmelisin. İnsanları bu yönlerden sıkıntıya düşürür, emeklerinin
karşılığını vermez, kötü muameleye maruz bırakırsan yanlış yola
saparlar; söz dinlemez olurlar, arsızlaşırlar.
Aç doymam, tok acıkmam sanır.
Uzun süre yokluk içinde olan aç insan elde ettiğinden çoğunu ister,
tatmin olmaz, yetmeyeceği duygusunu taşır. Tok, yani varlıklı insan ise
var olanla yetinir gibidir, elindekilerin bir gün gelip tükeneceğini
düşünmez, yeni kazanç yollarına başvurmaz, dahası elindekileri
bilinçsizce harcamaya devam eder.
Aç elini kora sokar.
Aç ve yoksul insan, zorunlu ihtiyaçlarını gidermek için canı pahasına
bile olsa her türlü tehlikeye atılmaktan çekinmez.
Aç gözünü, açarlar gözünü.
Uğraşılarında, giriştiğin işlerinde uyanık bulunup dikkatli olman
gerekir; yoksa umulmadık, beklenmedik bir anda büyük zararlarla karşı
karşıya kalabilirsin. Bu belâdan sonra aklın başına gelir ama iş işten
geçmiş olur.
Açık ağız aç kalmaz.
Çalışan, didinen, ne istediğini bilen, bıkmadan usanmadan bunu dile
getiren kişi geçim yolunu bulur; muhtaç duruma düşmez, aç kalmaz.
Açık yaraya tuz ekilmez.
Acısı ve derdi taze olan bir kimsenin üzüntüsünü artıracak söz ve
davranışlardan kaçınmak gereklidir.
Açık yerde tepecik kendini dağ sanır.
Kıymetli, yetenekli kimselerin bulunmadığı veya az bulunduğu bir yerde,
kendinde az da olsa bir şey bulunan kimse böbürlenmeye, büyüklük
taslamaya başlar.
Açılan solar, ağlayan güler.
Hayatta hemen her şey bir değişimin içindedir, olduğu gibi kalmayıp
tersine dönebilir, güzel çirkinleşebilir; mutsuz mutlu, yoksul da zengin
olabilir.Msn Öğretmen öss kpss Gazeteler Sohbet hazır mesajlar ders izle
Belirli Gün ve Haftalar Çanakkale savaşı şiir
Açın gözü ekmek teknesindedir (olur).
İnsanın tek amacı, öncelikle kendisi için gerekli, yaşaması için zorunlu
olan, yokluğunu çektiği şeyi elde etmektir.
Açın karnı doyar, gözü doymaz.
1. Bir şeyin uzun süren yokluğu açlık ve doyumsuzluk duygusuna iter
insanı; bu insan hiç doymamış, aç kalacakmış gibi davranır; gözü
nesnelerde kalır, o nesneleri kaybedecek sanısına kapılır. 2. İhtiraslı
kişi elindekiyle yetinmez, daha fazlasını ister.
Aç kurt bile komşusunu dalamaz.
Komşu hakkı çok yücedir. Komşuya hangi şartlarda olursa olsun, aç ya da
zengin iyi davranılmalıdır. Çünkü toplumun dirlik ve düzenliği bir
yönüyle buna bağlıdır.
Açma sırrını dostuna, o da söyler dostuna.
Sır özeldir ve gizli tutulmalıdır. Onun gerçekten duyulup yayılması
istenmiyorsa, dosta bile açılmamalıdır. Açılırsa o da ağzından
kaçırabilir ya da yakınına anlatabilir, bunu başkaları duyabilir,
saklamaya çalıştığın şey sır olmaktan çıkar, yayılır.
Aç ne yemez, tok ne demez.
Yoksul kişi ihtiyaç duyduğu şeyin en kötüsüne bile razı olur; iyisini,
kötüsünü arayacak durumda değildir. Oysa varlıklı kişi için durum
farklıdır, o her zaman daha iyisini ister, en güzel şeylerde bile bir
kusur bulur, mırın kırın eder.
Aç tavuk (düşünde) kendini buğday (arpa, darı) ambarında sanır (görür).
Yoksulluk çeken, varlık yüzü görmeyen kişi sürekli ihtiyaç duyduğu
şeylerin hasretini çeker; kendisini onları elde etme hayaline kaptırır,
olmayacak düşler kurar.
Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü.
Hoşuna gitmeyecek sözler söylenmesine, hakkında kötü şeylerin ortaya
çıkmasına yol açmak istemiyorsan karşındakini kızdırma.
Aç tokun yüzüne bakmakla doymaz.
İnsan ihtiyaç duyduğu, sürekli yokluğunu çektiği şeyleri varlıklı
kimselerde görmekle onlara sahip olmuş sayılmaz. Tatmin olabilmek için
onları gerçekten elde etmelidir.
Adalet ile zulüm bir yerde barınmaz.
Bu iki şey tamamen bir birinin karşıtıdır. Hak, hukuk ve doğruluğun
bulunduğu yerde zulüm olamaz, zalimler bulunamaz. Zulmün bulunduğu yerde
ise hak yeme, sömürü, eğrilik, azgınlık vardır ve orada da ne adalet ne
de âdil vardır.
Adam adama her daim muhtaç (gerek olur).
Tek başına yaşamak oldukça zor olduğundan insanlar bir arada yaşarlar,
dayanışmaya gerek duyarlar. İhtiyaçlar bu sayede karşılıklı olarak
giderilir. Bu bakımdan hiçbir insanı küçümseyip yararsız saymamalı; olur
ki bir gün, hiçlenen o insanın yardımına gerek duyulabilir.
Adam adama yük değil, can gövdeye mülk değil (Adam adama yük olmaz).
Birileri gelip konuğumuz olabilir, evimizde kalabilir. Bu konuk tıpkı
can gibidir; can nasıl gövdeye geldiği gibi gidiyorsa, konuk da günün
birinde geldiği gibi gidecektir. Bu sebeple yanımıza gelen arkadaş,
dost, yakın ve konuklarımızdan yaka silkmemeliyiz.
Adam adamdan korkmaz, utanır (hatır sayar).
Bir kimse kendisine yapılan kabalık, kötülük karşısında sert tepki
göstermiyor, benzer bir şekilde karşılık vermiyorsa, bu korktuğundan
değildir; hatır saydığındandır, utandığındandır, duygularına egemen
olduğundandır.
Adam adam denmekle adam olmaz.
Değerleri olmadığı hâlde değer verip saygı duyarak, bazı unvanlar
vererek, överek, pohpohlayarak bir kimseyi iyi yetişmiş, değerli bir
kimse yapamayız. Gerçek şahsiyet, olgunluk, insana yakışacak durum,
tutum ve davranış insanın kendinde bulunmalıdır.
Adam adamdır, olmasa da pulu; eşek eşektir, olmasa da çulu.
Bir kimsenin toplumdaki seçkin yeri ve önemi zengin ya da yoksul hâliyle
ölçülemez. Kimi insanlar son derece yoksuldurlar ama kendilerinde bir
adamlık vardır. Kimileri de zengindir ama insanlıktan nasiplerini
almamışlardır. Dolayısıyla yoksul olmak insanın değerini düşürmez,
zengin olmak da değerini artırmaz.
Adam adamı bir kere (defa) aldatır.
Bir kimse, huyunu suyunu bilmediği bir kişiye bir kez aldanır; bir daha
aldanmaz. Çünkü bir kez aldanmış ve ders almıştır. Artık kendini ona
göre ayarlar, karşı tarafın düzenbaz olduğunu bildiği için tedbir alır,
düzenbaz ne derse desin inanmaz ve tuzağına düşmez.
Adama dayanma ölür, duvara (ağaca) dayanma yıkılır (kurur).
İnsanlar hayatları boyunca birbirlerine destek verirler, yardımcı
olurlar. Ne ki her destek ve yardım sürekli olmaz. O hâlde insan,
yapacağı işlerde başkalarının yardımına ve desteğine değil, öncelikle
kendi gücüne, bilgi ve becerisine dayanmalı ve güvenmelidir.
Adam ahbabından bellidir (Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu
diyeyim).
İnsan daha çok anlaştığı, huyunu suyunu bildiği, sevdiği, yanında
bulunmaktan hoşlandığı kimselerle arkadaşlık kurar; dostluk eder.
Dolayısıyla bir kimsenin iyi ya da kötü olduğu, arkadaşlık kurduğu
kimsenin kişiliğine bakılarak anlaşılabilir.
Adamak kolay, ödemek güçtür.
Bir işi yerine getireceğim demek, davranışıyla ya da tutumuyla o işi
yapacağım duygusu uyandırmak, umut vermek kolaydır. Ne var ki yerine
getirmek ve yapmak güçtür. Çünkü bu, bir çabaya, bir maddeye ya da bir
paraya dayanır; bunlar da zor sarf edilir şeylerdir.
Adamın (insanın) adı çıkacağına (çıkmaktansa) canı çıksın (çıkması
yeğdir).
Toplumun bir insan hakkında verdiği yargı kolay kolay değişmez. Eğer bir
adamın adı kötüye çıkmış, bu yanıyla şöhret bulup tanınmışsa, bu durum
onun için katlanılmazdır. Nereye gitse kötü yanı yüzüne vurulacak,
itilip kakılacak, aşağılanıp toplum dışına itilecektir. Böyle bir hayatı
yaşamak, o insan için yaşarken ölmek demektir.
Adamın iyisi alış verişte belli olur.
Alışveriş bir insanın karakterini, iyi ya da kötü oluşunu belirleyen en
önemli ölçütlerden biridir. Alışveriş her şeyden önce çıkara dayanır.
Birçok insan da çıkarı için ahlâk kurallarını çiğnemekten kaçınmaz. Bunu
anlamanın en iyi yolu da kişiyi alışverişte denemektir. Alışveriş
sırasında hileye başvurmayan, hakkı gözeten, yalan söylemeyen, ahlâksız
yollara sapmayan kimse iyi insandır.
Adamın iyisi iş başında belli olur.
İnsanı gösteren sözü değil, işidir. Bir insanın gerçek değeri; becerikli
mi beceriksiz mi, çalışkan mı tembel mi, başarılı mı başarısız mı, iyi
mi kötü mü olduğu yaptığı işlerle, çevresindekilere karşı takındığı
tutumla ölçülür.
Adamını yere bakanından, suyun ağır (sessiz) akanından kork (sakın).
Genellikle sessiz akan sular derin ve tehlikeli olurlar. Bir olay
karşısında duygu ve düşüncelerini açığa vurmayan, niyetini belli
etmeyen, sessiz kalan kimseler de ağır akan suya benzerler. Sinsidirler,
içlerinde besledikleri kötülükleri hissettirmezler, bu bakımından
sakıncalıdırlar.
Adam olana bir söz yeter.
İyi yetişmiş, kişilikli, anlayışlı, duyarlı kişiler kendilerine söylenen
sözü, ilk söylenişinde anlarlar ve sözün gereğini yerine getirirler. Bir
sözü defalarca söyleten, söyleyeni zorlayan, çıkmaza sokan kimselerde
ise, bir kavrayış noksanlığı, bir ahlâk eksikliği var sayılabilir.
Âdemoğlu (insanoğlu) çiğ süt emmiştir.
Başlangıcından bu yana nankörlük insanoğlunun değişmez bir sıfatı
olagelmiştir. Yapılan bir iyiliğe karşı, çokluk kötülükle cevap vermek,
insanın atamadığı huylarındandır. Sanki bu, insanda değişmez bir hâldir.
Bu bakımdan insanoğlu güvensizdir, ona karşı daima dikkatli olunmalıdır.
Ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur.
Büyüklerin küçükler üzerinde büyük bir etkisi vardır. Çocuklar, çokluk
büyüklerini örnek alırlar. Onlardan ne görürlerse onu yapmaya
çalışırlar. Bu sebeple, anne-babanın çocuklar, büyüklerin de küçükler
üzerindeki etkisi, eğitim açısından oldukça önemlidir.
Ağacı kurt, insanı dert yer.
Ağaç kurdu, içine yerleştiği bir ağacı veya tahtayı özünden, içten içe
yiyerek çürütür ya da kurutur. Dert ve üzüntü de tıpkı ağaç kurdu
gibidir. İnsanı içten içe yıpratır, perişan eder, dayanıksız kılar,
yiyip bitirir.
Ağaç kökünden yıkılır.
Ağacı ayakta tutan, onu toprağa bağlayan kökleridir. Onun bütün
dallarını kesebilirsiniz, ancak yıkamazsınız. Yıkmak için köklerini
topraktan çıkarmak zorundasınız. Bir aile, toplum ya da düzen de tıpkı
ağaç gibidir. Onu da ayakta tutan bir temel (kök) vardır. Kimi
ayrıntılarını (dallarını) yok edebilirsiniz, ancak yıkıp bozamazsınız;
yıkmak için temelini sarsmak, ana noktalarını bozmak zorundasınız.
Ağaç yaprağı ile güzeldir (gürler).
Bir ağacı güzel gösteren, verimli kılan, canlı tutan yaprakları,
çiçekleri ve meyveleridir. Varlığını ancak bunlarla kanıtlar. İnsanlar
da böyledir. İnsan ailesi, çocukları, yakınları ve dostları ile bir
bütün oluşturup varlık gösterebilir. Eğer bunlardan mahrum olursa
yapraksız, çiçeksiz ve meyvesiz bir ağaç gibi kalır ortada; cansız,
kurumuş gibi, güçsüz ve verimsizdir.
Ağaç yaş iken eğilir.
Çocuklar mutlaka küçük yaşta eğitilmelidirler. Bu yaşlarda işlenmeye,
her türlü bilgiyle donatılmaya elverişlidirler. Zaman geçip de büyüdükçe
eğitilmeleri zorlaşır. Yaşlı insan kolay kolay eğitilmez. Onlar tıpkı
kuru bir ağaç gibidirler. Eğilmezler, buna zorlanırlarsa kırılırlar. Bu
sebeple onlara yeni bir davranış kazandırmak imkânsız gibidir.
Ağılda oğlak doğsa ovada otu biter.
Yüce Allah, her canlıyı yaratırken onunla birlikte rızkını da yaratır.
Ancak insanlar aç gözlülük edip kimilerinin hakkını gasbederler,
rızklarına el koymaya çalışırlar. Dolayısıyla kimileri aç ve yoksul
kalır. İnsanlar bu tavırlarından vazgeçmiş olsalar, herkesin rızkının
kendisine yeter olduğu apaçık ortaya çıkacaktır.
Ağır giden yol alır, hızlı giden yolda kalır.
Gittiğimiz yolda, tuttuğumuz işte ilerlemek istiyorsak acele edip telâşa
düşmemeliyiz. Yavaş yavaş ama güvenli, gerekli bir tempoda, emin
adımlarla yürümeliyiz. Böyle hareket etmezsek, aceleciliğimiz yüzünden
sürçebilir, yolumuzu şaşırabilir, sonuca da ulaşamayız.
Ağır kazan geç kaynar.
1. Herkesin anlayış yeteneği bir değildir, öğrenme kabiliyetleri de
farklıdır. Kimi kalın kafalı kimseler bir meseleyi oldukça geç ve zor
kavrarlar. 2. Bazı beceriksiz, tembel kişiler işlerini geç yaparlar ve
zamanında yetiştiremezler. 3. Ağırbaşlı, olgun kimseler bir olay
karşısında hemen öfkelenip telâşlanmazlar.
Ağır ol, batman gelesin.
Temkinli, ağırbaşlı, ölçülü ol ve dengeli hareket et ki, itibar göresin;
sevilip sayılasın. Çünkü hafif meşrep, sulu, çabuk kızıp taşkınlık
gösteren, aceleci kimseler toplumda pek sevilip yer edinemezler.
Ağır taş batman döver (yerinden oynamaz).
Tutarlı, ölçülü, ağırbaşlı, temkinli kimselerin toplumda etkin bir
yerleri, ayrıcalıklı bir kişilikleri vardır. Bu ayrıcalıkları sebebiyle
onlara kolay kolay kimse ilişmeye cesaret edemez, onları hırpalamaya
öyle herkesin gücü yetmez, dolayısıyla ister istemez saygı görür ve
yerlerini korurlar.
Ağır yongayı yel kaldırmaz.
Davranışları ölçülü, sözleri yerinde, temkinli ve ağırbaşlı olan
insanlara dış etkenler, niyeti bozuk kimseler kolay kolay zarar
veremezler.
Ağız yer, yüz utanır.
İkram kabul eden, armağan alan kişi, bunları kendisine sunan kimsenin
istediğini yerine getirme zorunluluğunu duyar; bir borçluluk duygusuyla
bu isteği reddetmeye utanır, istemese de işi yapar.
Ağlamayan çocuğa meme vermezler.
Hakkımızın yendiği yerde susup sonuca katlanmak doğru değildir. Susar,
sesimizi çıkarmaz, hakkımızı aramazsak kimse bize yardım elini uzatmaz;
hakkımızı vermez. Onun için hakkımızı arama yoluna gitmeli ve bu yolda
sesimizi duyurmalıyız.
Ağlatan gülmez.
Başkalarına zulmeden, sıkıntı veren, çile çektiren kimselerin
kötülükleri karşılıksız kalmaz; günün birinde bu dünyada ya da öteki
dünyada kendisine döner, yaptıklarının cezasını mutlaka çeker, o da
ağlar.
Ağrısız baş mezarda gerek (olur).
Yaşayan her insan dertten, çileden yakasını kurtarabilmiş değildir.
Yaşadıkça da kurtaramayacaktır. Dolayısıyla dertsiz insan ancak mezarda
bulunur. Bu demektir ki, insan dertten ancak ölünce kurtulacaktır.
Ağustosta gölge kovan, zemheride karnın ovar.
Vakit ve fırsat varken (yazın) çalışmayan, tembel tembel oturan, keyfini
düşünen kimse, fırsat kaçtıktan sonra, çalışmanın zor olduğu günlerde
(kışın) geçim sıkıntısı çeker; perişan olur, aç kalıp yoksul düşer.
Ah alan onmaz.
Zulmeden, hak yiyen, kötülük yapan ve bu sebeple birilerinin bedduasını
alan kimse iflâh olmaz; onun sonu iyi değildir, yaptıklarının cezasını
mutlaka görür.
Ahlatın (armudun) iyisini ayılar yer.
Değerli, güzel ve iyi şeyler çoklukla onlara lâyık olmayan kimselerin
eline geçer ve onlarca kullanılırlar. Bu da gösteriyor ki, insanlar
gelişen olaylara çok kez engel olamazlar.
Ahmağa yüz, abdala söz vermeye gelmez.
Anlayışı kıt, beceriksiz, yüzsüz ve yılışık, çıkarcı kimselere gereksiz
yere yakınlık gösterilmemelidir. Yoksa bu yakınlığı kötüye kullanabilir.
Yerli yersiz karşınıza çıkıp sizi rahatsız ve huzursuz edebilir. Bu gibi
kimselerle kurulacak ilişkilerde dikkatli olunmalıdır.
Ahmak iti yol kocatır.
Bazı insanların girişimleri, uğraşıları, didinmeleri, yaptıkları işleri
ahmaklıkları yüzünden sonuçsuz kalır; yıpranmalarına yol açar. Bunun
böyle olmasının sebebi, işe iyi düşünmeden, plân yapmadan girmiş
bulunmaları, karşılarına çıkacak aksilikleri hesaplamamış olmalarıdır.
İşte böylesi bir giriş, onları tekrar tekrar yapmak zorunda bırakmış,
zaman kaybettirmiş, yormuş ve yıpratmıştır.
Akacak kan damarda durmaz.
“Takdir, tedbiri bozar” derler. Bir zarara uğramak, önemli bir şeyimizi
kaybetmek kaderimizde varsa, ne yaparsak yapalım, ne önlem alırsak
alalım bunun önüne geçemeyiz. Bugün ya da yarın, er veya geç olan
olacaktır.
Ak akçe kara gün içindir.
Emek vererek, alın teri dökerek kazandığımız para, sıkıntılı anlarımız
ve zor günlerimiz içindir; bizi darlıktan bu para çekip kurtarır, rahata
erdirir. Dara düşülen günlerimizde bu parayı harcamaktan da geri
durmamalı, çekinmemeliyiz.
Akan su yosun (pislik) tutmaz.
Bilinen bir şey ki, devamlı akan su kendini ve yatağını temiz tutar;
hareketsiz ve birikinti hâlinde olan su da aksine mikrop ve pisliği
bünyesinde taşır. Denebilir ki hareketlilik, canlılık ve çalışkanlık
insanı canlı ve üretken yapar; iyimser kılar, kötülükten uzak tutar,
düşkünlüğünü önler; böylece de o insan hem kendine, hem de başkalarına
yararlı olur.
Akar su çukurunu kendi kazar.
Azimli olan, bir şey yapma isteği ve gücünü taşıyan, gayretli ve atak
kimseler zorluklara boyun eğmezler; amaçlarını gerçekleştirmek için
imkân ararlar, yollarını ne yapıp edip bulurlar.
Akan suya inanma, el oğluna güvenme.
Kimi akar sular yavaş aktığı için tehlikesiz görünebilir, ancak yine de
güvenmemelidir. Bir an o suya kapılıp sürüklenebilir, derinlere ve
burgaçlara çekilip boğulabiliriz. El oğlu da tıpkı bu akar sular
gibidir, kimi yanlarına bakarak onlara güven duyamayız. Çıkarı için bizi
tuzağa düşürebilir, başımıza olmadık işler açabilir, zor durumda bırakıp
zarara uğratabilir. Bunun için temkinli olmalıyız.
Akıl akıldan üstündür.
Her insan aynı anlayış, bilgi ve düşünme gücüne sahip değildir. Bizim
akletmediğimizi, bir başkası akledebilir. Biri bizden daha iyi düşünüp
karanlık bir noktada bize ışık tutabilir. Bu bakımdan önemli işlerimizde
güvenli, geniş düşünce sahibi kimselere danışmaktan, onların bilgi ve
tecrübesine başvurmaktan kaçınmamalıyız.
Akıl için tarik (yol) birdir.
Bir mesele ancak akıl yoluyla çözülebilir. Bu yol ise tektir. Doğru
düşünenlerin, mantıklı olanların bu yolu izlediklerinde vardıkları sonuç
hep aynı olacaktır.
Akıl kişiye (adama) sermayedir.
Giriştiğimiz hemen bütün işlerde başarılı ya da başarısız olmamızdaki en
büyük etken akıldır. O, yapmaya çalıştığımız işte baş aracımızdır. Onu
gerektiği gibi, yerinde kullanırsak iyi sonuç almamız kolaylaşır. Hemen
her işte bir sermayeye gerek duyulduğu açıktır. Bu sermaye de paradır.
Ama unutmayalım ki, paranın da işe yarar şekilde kullanılması akılla
olur.
|